’Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz’
Bu söz 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ait. 70lerde milliyetçi/faşist örgütlenmenin cinayet işlediğine dair iddialara yanıt olarak Süleyman Demirel‘in ağzından dökülmüş. Sonra hep beraber öğrendik ki 70lerdeki tüm olaylar bir kurgu, darbe için hazırlıktı. İnsanlar öldürüldü, kitlesel katliamlar yapıldı, devlet politikası için! Neydi o politika? Bu demokrasi elbisesi bize bol gelmişti ve daraltmak gerekiyordu. Aslında Cumuriyetçi elite dar gelmişti demokrasi ve dayandığı Anayasa. İlk muhtıra ile daralttılar olmadı. Halk tepki gösterdi, sokaklara döküldü. Sonrasında ’Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözü ile savunulan kanlı dönem geldi. O zaman bu söz şöyle algılanmış olabilir; milliyetçiler aklı selim insanlardır, kendi milletinden insanları öldürmezler, böyle bir iftirayı benim azımdan duyamazsanız. Ama aradan geçen 30 küsür yıldan sonra öğrendik ki aslında söylenen sözün daha başka bir anlamı varmış.
‘Devlet, devlet politikası olarak adam öldürür, diğeri cinayettir“
O dönemki olayları arkasında hangi ellerin olduğunu, hangi şartların olgulaşılması için beklendiğini yine olayları kurgulayanların ağızlarından öğrendik. Bugün de öğreniyoruz ki o dönemin mağduru gibi görünenler de aslında bu işin içindeymiş. İki sözü birleştidiğimiz zaman tüm kurgu o kadar yalın olarak ortaya çıkıyor ki aslında: ‘Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz, çünkü devlet, devlet politikası olarak adam öldürür, diğeri cinayettir“
Dün bu Cumhuriyet’in ve rejiminin çürüdüğüne ve artık yıkılmakta olduğuna dair bir yazı yazmıştım. Şans bu ya Süleyman Demirel‘in de adı geçmişti yazıda. Cumhuriyetçi elitlerin iktidarının nasıl kırılma noktasında olduğunu ve güncel krizlerin bu kırılma sebebi ile yaşanılan cumhuriyetçi refkleksler olduğunu söylemiştim. İşte bu özette gözden kaçan bir nokta yine kendi aktörü tarafından aydınlatılmış oldu. 70′lerin kanlı döneminin Başbakanı, 90′ların kanlı olaylarında ise Cumhurbaşkanı ve görüyoruz ki mağdurun başta olduğu bu zamanlarda devlet politikası çekinilmeden uygulanılmış. Nasıl Başbakanlık dönemindeki paramiliter örgütlenmelerin cinayetlerini savundu ise şimdi de Cumhurbaşkanlığı zamanındaki yargısız infazları savunuyor. Çünkü O da bugüne kadar gelmiş olan halkından kopuk, hukuk tanımaz rejimin bir aktörü. Lakin dün de dedim artık bir yol ayrımındayız; ya bu rejimin çöküşünün altından arınarak kalkacağız ya da devlet politikasının karanlığında daha nice hayatlar sönecek.
Ben huzurlu, barış güneşinin altında halkının halk olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hayal ediyorum çünkü böyle bir ortamı bilemedim, tadamadım. Doğduğum günden bu yana iç savaşı yaşayan bir ülkede nefes aldım. Polisinin üstü örtülen işkence olaylarını okudum. Düşünürlerinin, siyasetçilerinin nasıl sadece fikir beyan ettikleri için toplum hayatından uzaklaştırıldıklarını, hatta diri diri yakılmak istendiklerini izledim yine televizyonda. Ve daha nice böyle olay ya da rutinin arkasında bu sistemin politakalarnın ve kirli ellerininin olduğunu öğrendik sonunda. Dedim ya sonuna yaklaşıyoruz ya da öyle olmalı ki artık hiçbir şey gizliden yapılmaz oldu. Sözler çekinilmeden söyleniyor, tüm kozlar gözlerimizin önünde oynanıyor. En az onlar kadar gözü kara olmak zorundayız eğer temiz bir nefes almak istiyorsak. Bugüne kadar elimizi kolumuzu bağlayan sınırlarımızı, korkularımızı, önyargılarımızı gözardı etmeliyiz, eğer birisi bu rejimin karşısında durmaya çalışıyor ise yanında olmalıyız, adı AKP bile olsa. Sonra yine karşısında dururuz, çünkü ancak o zaman iktidarın karşısında durmak bir hak, bir özgürlük olabilir ve kullanılabilir. Yoksa bugüne kadar iktidar bildiğimizin, muhalefet ettiğimizin aslında sadece bir gölge olduğunu öğrenir ve o gölgeye karşı yumruk kaldırmaya, nafile haykırışlara devam ederiz.