Bir kişi de sen al!

Günlüğümü takip ediyorsanız bilirsiniz, otostop çekerim. Hem öğrencilik hali cebe dostur, hem de sayesinde farklı farklı insanlar tanırım yani hem eğlencelidir hem de ekonomik. Eh, rahattır da tabi! Balık istifi otobüsle ücret karşılığı gitmektense yeni insanlar tanımak, konforlu bir yolculuk, üstüne ücretsiz… Daha ne olsun! Ama tabi ki herkes otostop çekmez, çekemez; kimisi yaşına, konumuna ya da en azından gururuna yakıştıramaz ya da korkar. Haklılar da aslında… Peki illa ki başparmağı kaldırmaya gerek var mıdır?

İstisnalar dışında herkes istiflenmiştir otobüs sırasında ya da otobüsün içinde. Hani herkes bilir bunu ama nedense boş arabalar geçer durağın önünden son sürat.Dedim ya istisnalar dışında herkes yaşamıştır günün bu ilk acısını. Yaşamıştır da neden almazlar duraktan bir, iki kişi anlamam bir türlü. Dikkat edin yoldaki araçlara. Günün saati farketmeksizin çok nadir görürsünüz tamamı dolu bir araba. Hatta bırakın tamamı dolusunu, şöförler yalnızdır çoğu zaman. Böyle boş gitmektense ne var ki alsalar duraktan bir kaç kişi. Ama sorsanız kendilerine, ulaşım problemdir, otobüs yetersizdir. Doğru yetersiz de ne var durağa yaklaşıp ta güne güzel bir işle başlansa, ulaşım soruna bir miktar çözüm olsunsa. Hem yeni insanlar tanımak hem de sabah iğrenç radyo programlarına tutsaklık yerine sohbet etmek yeğ değil midir? Ya da çoğumuz şikayet ederiz; eski komşuluk kalmadı, komşular birbirini tanımaz oldu, selam sabah bilmez oldu diye. Semtin durağından selamsız geçmek te çok farklı değil ya ama kimse durmaz üzerinde.

Ben kendi adıma rahatım bu konuda; başparmağım bana her yolu yakın eder ama dediğim gibi yukarıda da herkes kaldıramaz parmağını. Gelin bir kişi de siz alın duraktan! Güne sıcak bir sohbetle başlayın. Yeni insanlar tanıyın, en azından bir teşekkür kazanın hiç yoktan. Ne de olsa o araç gitmiyor mu her şartta? Varsın biraz daha ağır gitsin; kendisi kaç ton çeker bilmem ama fazladan en azından bir kişi ne yazar ki?

Kısacası; “Bir kişi de sen al!” diyorum.

Başparmak Durağı kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , . » yorum bırak;

Dünya Turu Atmak Yerine…

Dünya turu, Dünya’yı gezmek… Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Hele bir de paranız ve zamanınız varsa mutlaka yapılması gerekenler arasında ilk sırada, en azından benim için. Bir de parası olmayan, zaman deseniz zaten çoktan parmakları arasından akıp gitmiş ruhlar var ama sanırım bu kesimin içinde en hüzünlü nokta otobüs şöförlerinin, özellikle de şehiriçi otobüs söförlerinin.

Bugün otobüse binmiş, okula gidiyorum. Otobüsün sıkışıklığından dolayı da şöförün omzuna kadar yapışmak zorunda kaldım. Şöförün de canı sıkılmış olacak, bunu fırsat bildi sohbet etmeye başladık, hemen önümde yazan “Hareket halinde, söför ile konuşmak yasaktır!” uyarıya inat. Sohbet ordan oraya zıplarken, gözüm bugüne kadar alınmış yol göstergesine takıldı, gördüğüme inanamadım; 2.590.000KM. Dilek olay rakam fazlası vardır diye düşünenlere bir de yazı ile yazıyorum; İKİ MİLYON BEŞYÜZ DOKSAN BİN KM. Yazarken bile bir garip hissediyorum açıkcası. Gördükten sonra birden, bu otobüsün şöför koltuğuna oturmuş kişiler geldi aklıma. Bunca yolu tüketmişler, belkide en azından her KM için bir kişi veya daha fazlasını taşımışlardı. Sonra bu kadar KM ile neler yapılabilir diye bir düşündüm ve işte size ufak bir liste:

  • Dünya’nın Çevresi: 40.075 km (64,5 kere dünya turu, ekvator çevresinde)
  • Dünya’nın Ay’a uzaklığı: en uzak 407.000 (3 kere gidiş-dönüş)
  • Işık Hızı: yaklaşık 300.000km/s (bu alakasız oldu ama olsun 8.5sn)

Bu liste daha uzar gider, ama bu üç maddede en çok Dünya’nın çevresi konusuna takıldım. Biraz da benim hayallerimdendir hani, onun etkisi büyük. Düşünsenize bu kadar yol gidecekseniz ve sadece yaşadığınız şehirden başka bir yer görmeyeceksiniz bu kadar direksiyon sallarken. Size ne kadar acı geliyor bilmem ama bende gerçekten derin bir hüzne neden oluyor. Hele bir de ülkemizin maddi şartlarını düşünürsek, eğer o direksiyon başındaki biraz deli değilse ve otostop çekmeyi göze almazsa böyle bir seyahate çıkmaya yetecek parası muhtemelen hiçbir zaman olmayacak. Eh, biraz kendimi de görmedim değil bu hikayede. Dedim ya benim de hayalimdir, gerçekleşir mi? Meçhul! Hoş otostop deneyimlerim ve haliyle yatkınlığım, acı bir olay ve kaçma isteği ile birleşirse ne getirir bilinmez.

Umarım, bir dileğiyle…

Ateşböcekleri

Sanırım ateşböceklerinin renkli danslarını görüpten etkilenmeyen yoktur. Kur yapmak adına yapılan en güzel toplu gösterilerden biri, gecenin karanlığında küçük çaplı bir havai fişek gösterisi.Tabi bu anı yaşamak için biraz kırsala kaçmak lazım, bugüne kadar şehirde bunu yaşamış bir insanla tanışamadım ve bundan olacak BKM’nin oyunlarından “Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?”, ismiyle buna göndermeydi. Bu yüzdendir çoğu ya görmemiştir bu ışıl ışıl aşk oyununu ya filmlerde biraz olsun merakını dindirmiştir ya da belki bir yerlerden okumuştur.

Aslında anlatmak istediğimin içinde ateşböceklerinin yeri bir yanılsamadan ya da bir özlemden fazlası değil. Dün akşam Kızılay’a gidiyoruz. Otostop çekmişiz, çok konuşkan olmayan evsahibimizle akşam iş çıkışına yakalanmış, Eskişehir yolunda bir dur bir kalk ilerliyoruz. Otostop çekenler bilir, arabanın sahibi çok konuşkan bir tip değilse biraz gerilirsiniz ya da en azından ben gerilirim. Bir de buna tıkala trafikle birlikte sevmediğiniz parçalar eklenirse yolculuk tadından yenmez bir hal alır. Lakin otostopçu olarak sesiniz çıkmaz haliyle.

İşte tam bu ruh hali içinde bunalmışken, sıkıntının ana kaynağı trafik, beklenmedik bir gösteri sergileyerek bendeki sıkıntıyı söküp aldı. Söğütözü köprüsünde beklerken gözlerim bir an alt yoldaki tıkanmış trafiğe kaydı ki bir anda kendimi stop lambalarının sergilediği bir ışık gösterisinde buldum kendimi. Aynen çiftleşmek için kur yapan ateşböcekleri misali ışıklar düzensizce bir yanıp bir sönüyordu akşamın karanlığında. Farkında olmadığım bu özlemin etkisi ile bu anlık yanılsama günün tüm sıkıntısını yok etti ki tam o anda bu seyirlik fazla kaçmış olacak, kıskanç bir arabadan acı bir korna sesi ile kendime geldim. Geldim gelmesine ama içimde bu anın verdiği huzurla birlikte biraz da hüzün kalmıştı. Meğer ne kadar da özlemişim farkında olmadan bu çoçukluk anlarını. Sadece çocukluk anları değil tabi ki içimdeki hüznün sebebleri…

Kim bilir daha neler var farkında dahi olmadan özlemini çektiğimiz? Ve bilinmez; belki bu yüzden bu kadar eksiğiz…

Başparmak Durağı, Benden kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . » yorum bırak;