Bu savaş bitecek!
Benim gibi bir çoğu daha bu savaşla açtı gözlerini. Kendini bildi bileli televizyonda, gazetede, sokakta,… bu şavaş hali ile yaşadı kuşağım. Düşünebiliyor musunuz? 30 yıla yaklasan ve kimine göre büyük kimine göre küçük çapta bir savaş…
30 yıl! Dilek olay… Bu döneme dair havada sayılar uçuşuyor; su kadar can, şu kadar mal, şu kadar… Ne yazık ki bu 30 yıllık medyatik istatiksel bir hal, çoğumuzun da bu savaş halini olağan bir durummuşcasına içselleştirmesine neden oldu. Öyle ki bu haberlere denk geldiğimizde tüylerimizin ürpereceği yerde televizyonda başka bir kanalı zaplar ya da gazetede spor sayfasına zıplar olduk. Tabi şunu da gözden kaçırmamak lazım, çoğumuz o bölgeden uzakta yaşatık bu “savaş”ı. Daha doğrusu bize anlatıldığı kadarını yaşadık; eğer burnumuzun dibinde bir bomba patlamadıysa ya da telefondan doğuda görevdeki bir yakınımızın şehit haberi gelmediyse ya da çok yakın bir arkadaşımızın aslında bir terorist olduğunu öğrenmediysek, bizim bilmemiz istenenler dışına çıkamadık çoğu zaman. Kısacası iki tarafta o kadar benimsedi ki bu “olağan” hali, iki taraftanda elle tutulur bir ses yükselmiyor çözüme dair. Kendi aralarında paslaşırcasına, adım bekliyor gibiler birbirlerinden ki beklediklerine dair bile derin şüphelerim var.
Ama herşeye rağmen bitecek bu şavaş!
Bir 30 yıla daha tahamülümüz yok ya da olmamalı. Bu kısırlıktan kurtulmalıyız. “Nasıl? NE zaman?” değil konu. Kimse inanmıyorken biteceğine, herkes için olağanlaşmışken bu olağanüstü hal, zor görünüyor güdoğumu. Önce bu normalin, anormal olduğunu anlamalıyız. Yıllardır önümüze konmuş bu kanlı ekranın dışına çıkabilmeliyiz ve irkilmeliyiz televizyonda, gazetede gördüğümüz kurbanlar için sayılara takılmadan ve daha önemlisi her iki tarafın yitikleri için. Çünkü iki taraf yok aslında, kaybeden biziz, kaybeden biriz. Asker de biziz, dağdakide…
Bırakın şimdi din üzerinden, dil üzerinden ve hatta çük üzerinden milliyetçiliği!
Bu mudur Anayasadaki vatandaşlık bu mudur anayasal vatandaşlık ve hatta Atatürk milliyetçiliği?
Kahramanca şehit düştüğü halde dövündüğümüz asker de bizim, terorist olup şehidimize kurşun sıkarken ölen de bizim. İster kabul edin ister etmeyin, vatandaşlık böyle birşey. İşte aynı topraklarda aynı havayı payşalmak böyle bir şey. Yazının devamını oku »










