Alacakanlıkta aşk; Twilight

afisafis

Evet! Günlüğümün ilk film tanıtımı ile günlüğümde kendimce bir ilke imza atıyorum; TWILIGHT(Alacakaranlık). Öncelikle belirtmem lazım kitabını okumadım. O yüzden övgü ve eleştirilerim tamamen kitabından ve içeriğinden bağımsız.

Neyse, dün arkadaşlarla buluşacaktık ve benimde 2-3 saat kadar zamanım vardı. Güzel bir Türk kahvesi yuvarladıktan sonra baktım zaman böyle geçmez, sinemaya gitmeye karar verdim. Gözüme ilk çarpanda TWILIGHT oldu. Vampir öğesi her zaman ilgimi çekmiştir ama Buffy ‘deki gibi ucubik yaratıkların işlendiği yapımlar değil, kendilerine ait sosyal yaşamları olan, kökleri tarihte çok eskilere giden vampir filmleridir ilgimi çeken. Bu alanda da sanırım Interview the Vampire’ın eline kimse su dökemez. Anne Rice’in oluşturuğu fantastik tarihçenin haliyle de özel yeri vardır bende. TWILIGHT‘ta da bu tarzda olduğuna ufak tefek şeyler okuduğum için gitmeye karar vermiştim.

Neyse uzatmadan filmi özetleyerek işe başlıyorum. Yeniden evlenen ve yeni eşinin işi yüzünden(beyzbol oyuncusu) çok gezmesi gereken annesi Bella’yı(esas hatun, Kristen Stewart), babasının yanına Washigton’daki Forks kasabasına gönderir. Sıcak bir iklimden, güneşin nadiren uğradığı bu kasabaya düşen Bella, babası ile arasındaki soğuk ilişki ile daha derin bağlarla bağlanır bu sıcak! kasabaya. Yeni okuldu, zorunlu arkadaşlıklardı derken, esas kızımızın gözü okulun mermerden yontma heykellerine yani esas oğlanın grubuna takılır. Daha ilk bakışta aşk şeklinde dibi düşen Bella’yı ilk derste kötü bir süpriz beklemektedir.

Yazının devamını oku »