Ubuntu 9.04(the Jaunty Jackalope) Fakeraid(raid0) Kurulumu

Günlüğümün ilk konularından biri Ubuntu 8.10 Raid0 kurulumuydu. Her ne kadar hazırladığım rehber 8.10 ve önceki sürümler için sorunsuz çalışıyor olsa da ne yazık ki 9.04 ile gelen bazı sistem ayar değişiklikleri nedeni ile işlevsiz kaldı. Bir iki aylık bir gecikmeye rağmen yeni Raid0(fakeraid) rehberi karşınızda.

Kurulum için 9.04 32bit ya da 64bit bir Livecd’ye(Çalışan CD) sahip olmanız lazım. Buradan ücretsiz sipariş edebileceğiniz gibi, sitesini indirme bölümünden 32bit ya da 64bitlik sürümlerinden birini indirebilirsiniz.

Kurulum:

1) Boot ekranında, alttaki ekran görüntüsündeki yerde olduğu gibi “libata.ignore_hpa=0” girdisini kernel komut satırına girilmesi gerekiyor. Bunun için dil seçiminden sonra “F6“ya basarak “Diğer Seçenekler”i gösteriyoruz. Herhangi bir seçim yapmadan “ESC” ye basarak kernel komut satırını görünür kılıp ardından aynen ekran görüntüsündeki gibi yukarıdaki girdiyi ekliyor ve entera basarak LiveCD ile oturumu başlatıyoruz

Ubuntu-boot

Boot değişikliği

2)Masaüstü geldikten sonra ilk iş olarak dmraid paketini kuruyoruz. Terminali açtıktan sonra

sudo apt-get install dmraid

komutu ile dmraid paketi kuruluyor. Hemen ardından boot ekranındaki girdinin çalışıp çalışmadığını anlamak için

sudo dmraid -ay

komutu ile raid bölümlerini kontrol ediyoruz. Eğer alttaki sorunlu örnek benzeri bir çıktı alırsak demek ki boot ekranındaki girdide bir hata var demek ve o işlemi tekrar ediyoruz. Aksine sorunsuz örnek(ayrıca sorunsuz örnekteki kalın yazılmış yeri not edin) benzeri bir çıktı alırsak masaüstündeki “Install(Kur)” kısayolu ile aynen normal bir kurulum yapıyor gibi adımları sırası ile tamamlıyoruz. Burada grub kurulumunda herhangi bir değişiklik yapılmaması gerekiyor. Alttaki ekran görüntürüsündeki grub kurulum seçeneğini aynen bırakıyoruz. Yazının devamını oku »

Askeri Savcılıktan Darbe Hazırlayanlara İnce Ayarlar!

Neredeyse iki haftayı bulan Askeri Savcılığın Taraf Gazetesi‘nde yayınlanan belgeye dair incelemesi dün sonlandı ve tam da kendisinden beklenen bir şekilde kendince olaya noktayı koydu. Tübitak‘ın fotokopide öncesinde bir tahribata dair raporunu, Albay Çiçek‘in sorgudaki sahte imzasını, imza örnekleri ile olan açık benzerlikleri ve bir kaç can alıcı noktayı da yok sayarak kovuşturmaya gerek yoktur diyerek askeri savcılık noktasındaki soruları yanıtladı. Ancak belgeye sahte de diyemedi; sadece Genel Kurmay’da hazırlanmamış diyerek açık kapı bırakmasına rağmen soruşturmayı noktaladı. Sadece fotokopidir şekilde yalın ve yavan bir açıklama dahi daha tatmin edici olurdu. Bunun yanın da hakkında böyle bir itam bulunan bir bürokrat(asker sivil ayrımaya gerek yok) hala konumunda çalışmaya devam ediyordu soruşturma boyunca ve haliyle ardından da.

Lakin Savcılığın açıklamasının dayanakları sadece bunlar da değildi. Belgenin sahte olabileceğine dair bazı tespitleri hem düşündürücü hem de oldukça tehlikeli. Hatta bundan sonra bu tür andıç, rapor ya da benzeri belgeler hazırlayanlara yakalanmamaları adına bir de yol çizdi. Savcılığa göre belgede kullanılan kısaltmalar, üslub ve türevi öğeler askeri yazışma kurallarına uymuyormuş, haliyle de askeri bir makam istek, onay ve elinden çıkmış olamazmış. Her ne kadar bu savcılık kararı olsa da Askeri Savcılık en azından soruşturma açısından bir içtihat oluşturmuş oldu. Yani bundan sonra böyle belge hazırlayanlar eğer askeri yazışma, belgeleme gibi noktalarda tavizler verirlerse belge sahte konumuna düşebilir ve kendileri bu işten sıyırabilirler.

Bilmiyorum, böyle absürdlükler daha ne kadar devam eder ama artık sınırları zorluyorlar ve ne yazık ki bu halkın zekası ile açıkca alay ediyorlar. Lakin şu da gözden kaçmamalı artık asker kendini sorgulanmaz göremiyor. Tatmin etmese de hatta güldürse de açıklamalar yapıyor, işi hukuk kılıfına uydurmaya çalışıyor. Önceki andıçları hazırlayanları, hakkında fail-i meçhul suçlamaları bulunan komutanları korurken ki dokunulmazlığından çok uzak.

Kısacası bir şeyler gözle görülürcesine değişiyor, yerinden oynuyor. Oynasın da ama biraz da yaşın verdiği ateşten insan hız da beklemiyor değil hani!…

CHP’nin demokratik-sol damarı mı uyanıyor?

Taraf  Gazetesi‘nin yayınladığı belgenin etkileri sürüyor ancak direk belgenin üzerinden yazmayı düşünmüyordum. Çünkü her ne kadar kimin ellerinden çıktığına dair güçlü önyargılarım olsa da hem kendi önyargılarımın tuzağına düşmemek hem de belirsizliğin içinde daha sonra geri almak zorunda kalacağım şeyler karalamak istemiyordum. Bunun yanında belgenin gerçekliği dışında da gözardı edilmemesi gereken çok önemli gelişmeler yaşanıyor yine aynı belgenin ışığı altında.

Dün haberleri şöyle bir gözden geçirirken Deniz Baykal‘ın grup toplantısında yaptığı konuşmaya denk geldim. Baykal‘ın ağzından ordu içindeki muhtemel cunta oluşumlarımdan, 12 Eylül‘e dair kendisinden duymayı hiç beklemediğim şeyler dökülüyordu. Belge’nin önemine rağmen imzası bulunan Albay Çiçek‘in hala görev başında olmasından rahatsızlığını söyledi ve yetinmedi eğer gerekirse 12 Eylül ile yüzleşmek için süreçte olmak istediğinin altını çizen bir konuşma yaptı. Baykal’dır sonra dediklerine farklı bi yorumu yine kendisi getirir mi o bilinmez ancak Baykal’ın dahi böyle bir çizgi değiştirmesinin önemini anlamak lazım.

Sonuç olarak Deniz Baykal‘ın ve ekibinin kontrolü hatta esareti altındaki CHP devletçi, statükocu, hatta kimi zaman güçlü bir vesayetçi damarı olan bir parti. Lakin bu parti dahi bu yerleşik geleneğe rağmen 12 Eylül‘de kapatılmaktan kurtulamamıştı. Bu vasıflarının yanında da hep kendisinin sol ve demokrat bir parti olduğunun da altı çizilir partililerince, ama eylem konusunda ne siyasi ne de ekonomik alanda bu damarının pek eylem bulduğunu hatırlamıyorum. O yüzden Deniz Baykal‘ın dünki çıkışı beni çok şaşırttı, şaşırtmasının yanında da meraklandırdı. Bu çıkışın ardında gerçekten CHP‘nin hep içinde taşıdığı söylenen ve en çok eleştirilen yanlarından biri olan sol damarının kabarması mı aranmalı yoksa 12 Eylül darbesindeki tecrubelerinin kurunun yanında yaş ta yanar şeklinde bir pragmatzim ile muhtemel bir cunta hareketine karşı halkın yanında olarak elini mi güçlendirmek isteğimi aranmalı emin değilim. Benim gibi aklında çok sayıda soru işareti olan insanların olduğunu biliyorum, ve sürecin beraberinde neler getireceğini sabırsızlıkla bekliyorum.

Son olarak askerin sistem içindeki yerinin her kesimden sorgulanmaya başlanması umut verici. Her ne kadar bu umudun büyük kazanımlar getiremeyeceğinden emin olsam da devlet partisi olarak yerleşik bir geleneğe sahip CHP‘nin dahi çizgi değiştirmesi günün ağarması tadında insana umut veriyor. AKP‘de eğer bu süreçte ilk dönemindeki hıza ve tutkuya tekrar kavuşursa ülke gerçekten bugüne kadar hiç sahip olmadığı tarihi bir fırsata sahip olabilir. Böyle bir reform dalgasında ilk olması gereken değişiklik te Ordu İç Hizmet Kanunu’ndaki cumhuriyet savunuculuğunun ASKERDEN alınıp artık halka, TÜRKİYE HALKINA verilmesi olmalı. Böylece bu tür darbe oluşumları ya da girişimleri kendilerini haklı çıkartan yasal zeminden de mahrum kalmış olurlar.