Alacakanlıkta aşk; Twilight

afisafis

Evet! Günlüğümün ilk film tanıtımı ile günlüğümde kendimce bir ilke imza atıyorum; TWILIGHT(Alacakaranlık). Öncelikle belirtmem lazım kitabını okumadım. O yüzden övgü ve eleştirilerim tamamen kitabından ve içeriğinden bağımsız.

Neyse, dün arkadaşlarla buluşacaktık ve benimde 2-3 saat kadar zamanım vardı. Güzel bir Türk kahvesi yuvarladıktan sonra baktım zaman böyle geçmez, sinemaya gitmeye karar verdim. Gözüme ilk çarpanda TWILIGHT oldu. Vampir öğesi her zaman ilgimi çekmiştir ama Buffy ‘deki gibi ucubik yaratıkların işlendiği yapımlar değil, kendilerine ait sosyal yaşamları olan, kökleri tarihte çok eskilere giden vampir filmleridir ilgimi çeken. Bu alanda da sanırım Interview the Vampire’ın eline kimse su dökemez. Anne Rice’in oluşturuğu fantastik tarihçenin haliyle de özel yeri vardır bende. TWILIGHT‘ta da bu tarzda olduğuna ufak tefek şeyler okuduğum için gitmeye karar vermiştim.

Neyse uzatmadan filmi özetleyerek işe başlıyorum. Yeniden evlenen ve yeni eşinin işi yüzünden(beyzbol oyuncusu) çok gezmesi gereken annesi Bella’yı(esas hatun, Kristen Stewart), babasının yanına Washigton’daki Forks kasabasına gönderir. Sıcak bir iklimden, güneşin nadiren uğradığı bu kasabaya düşen Bella, babası ile arasındaki soğuk ilişki ile daha derin bağlarla bağlanır bu sıcak! kasabaya. Yeni okuldu, zorunlu arkadaşlıklardı derken, esas kızımızın gözü okulun mermerden yontma heykellerine yani esas oğlanın grubuna takılır. Daha ilk bakışta aşk şeklinde dibi düşen Bella’yı ilk derste kötü bir süpriz beklemektedir.

Bella SwanBella Swan

Ve esas oğlan, tüm salondaki kızların iç çekerek karşıladığı Edward Cullen (Robert Pattinson), ilk derste Bella’nın sıra arkadaşı olarak ortaya çıkar. Çıkar çıkmasına ama Bella’nın anlayamadığı şekilde, Bella’dan iğrendiğini hissettiren eden davranışlar sergiler. Edward daha fazla dayanamaz ve sınıfı terk eder. Ne yaptığını ya da nerde terslik olduğunu anlayamayan Bella üzerini koklayarak, gözlerini alamadığı tüm film boyunca dudaklarını ısırarak içindeki ateşi belli edeceği aşkının kaçışını nedenini arar. Sonrasında bir kaç gün görünmez Edward, ama arada Bella’nın odasına geceleri gizlice gelerek izlediğini sonra öğreneceğiz.

Edward CullenEdward Cullen

Sonrasında tüm işler birden değişir. Edward okula döner, Bella ile elden geldiğince bilinçli bir şekilde kaba bir ilişki kurmaya çalışır. Bella Edward’ın gel gitlerine anlamaya çalışadursun, beklenmedik bir kaza sonucunda bu yakınlaşma başka bir noktaya taşınır. Edward, tam Bella’ya bir kamyonet çarpmak üzereyken araya girer, doğaüstü gücü ve hızı ile Bella’yı kurtarır. Her ne kadar tüm şapşal haline rağmen, Bella bu durumdaki olağanüstülüğü anlayabilecek kadar zeka pırıltısı gösterir ve sonrasında Edward’ın gizemi üzerine kafa patlatmaya başlar.

Yakalamış olduğu ipuçlarını birleştirir ve Google’daki bir araştırma sonrasında kasaba’nın kitapçısından edindiği bir kitap ile tüm Cullen sırını çözer; sevgilisi bir vampirdir. Dayanamaz, bunu Edward ile de konuşur. Edward’da biz ayrı dünyaların yaratıklarıyız tarzındaki yeşilçam klasiklerini aratmayan repliklerle imkansız aşklarından dem vurur ama kazanan Bella olur. Sonrasında Edward, hem Bella’yı ailesi ile tanıştırır ki onlarda vampirdir, hem de Bella’nın babası ile tanışarak aradaki ilişkiyi ilerletmeye karar verir.

Cullens

Cullens

Bu sırada başka bir vampir grubu, kasabadan geçmekte ve dehşeti yavaş yavaş kasabanın üzerine çökmektedir. Lakin çok yakında da Bella ile bu grup arasında ilişki kurulacaktır. Bella ve Edward’ın ailesi beyzbol oynarken, bu grupta oyuna davetsiz şekilde eklenir. Sonrasında Bella’nın kokusunu alan bu kanlı grubun kötü adamı kafayı Bella’ya takar ve filme hareket gelir. Tüm Collen ailesi, Bella’yı korumak için seferber olur, sonrasında ağır da olsa yaralı bir şekilde Bella’yı bu tehlikeden kurtarmayı başarırlar.

kotu-adam1

Ve ardından mutlu son gelir.

Filmin konusu özetle böyle. Mutlaka atladığım yerler vardır konuya dair ama özet işte. Gelelim filmde beğendiğim ve beğenmediğim noktalara. Yukarıda da dediğim gibi  ucubik vampirler yerine, içimizde yaşayan ve kan içmek dışında da bir hayatları olan vampirler anlatılıyor. Collen ailesi kendilerini vejeteryan olarak gören insan kanı içmeyen bir grup. Bunun dışında güneş ışığına diğer hikayelerdeki vampirlerden farklı olarak vermiş oldukları tepki yüzünden bu vampirler aramızda yaşayabiliyorlar. Nasıl bir tepki verdiklerini yazmak istemiyorum; ufakta olsa filme dair süprizlerin saklı kalması lazım değil mi? Bunlar dışında film şiddet temeli üzerine kurulmak yerine, bir kızın aile sorunları, yeni bir çevre ve gençlik aşkı üzerine kurularak farklı bir tat yakalanmış. Tabi ki sonlara doğru ki hareket bir miktar şiddet öğesini de beraberinde getiriyor ama kansız da vampir filmi olmaz değil mi? Bunlar filme dair benim olumlu görüşlerim diyebilirim.

Gelelim eksi olarak gördüğüm yanlarına. Kitabı okumadım ama esas oğlanın “Abi ben var ya öyle böyle karizma değilim!” tadındaki davranışları ta ki konuşmasına kadar süper gidiyor. Ayrıca Bella tüm film boyunca anlamsız bir şekilde dudaklarını ısırıyor, konuşmak yerine tek tek kelimeler ile iletişim kurmaya çalışıyor Edward ile. Sanırım kızın baş döndüren kokusu olmasa, bu ilişki bu noktaya gelmezdi. Ayrıca film boyunca güçlü bir romantizm havası oluşturulmaya çalışılmış ama ne yazık ki yavan bir tat dışında hislerime bir etkisi olmadı. Ayrıca 80′lerdeki gençlik filmleri havasını yakalamaya çalışılmış ve bence yersiz bir nostalji olmuş. Bunun dışında, nerdeyse tüm Hollwood filmlerinde gördüğüm bir aptallık bu filmde de yerini alıyor. Ne zaman bir lanet ya da türevi bir şey aransa kasaba ya da kolej kütüphanesine bakılır, Google’da ufak bir arama sonucu tüm saklanmış! gerçekler su yüzüne çıkar ki bu filmde de tekrarlanıyor. Hatta aradığı kitabı bırakın bir kütüphanede bulmayı, kasabanın ufak kitapçısından alması ise daha da komikti. Yukarıda da bir kaç kere söz ettiğim Anne Rice minvalindeki bu vampir topluluğunun demi bence tam tutmamış. Belki kitabında daha derin işleniyor olabilir ama en azından beyazperdede Google’daki arama esnasında denk gelen bir kaç eski medeniyetler göndermesi ve kasabanın Kızılderililerinin anlattığı üstü kapalı efsaneler dışında bir bilgi yok. Vampirlere dair son olarak söylemek isteğim, yönetmenin ya da kitabın bugüne kadar varola gelmiş kaotik ruhlarının üzerinden önemsizce geçmesi. Ben yadırgadım, sizin düşünceleriniz nice olur bilinmez.

Müziklerine gelince; uzunca rutin giden, aşk ve romantizm üzerine kurulu bir hikayenin müzikleri hiç etkileyici değildi. Belkide verilmek istenen aşk atmosferinin oyunculuk ardındaki en büyük eksiği buydu.

Filme dair kanaatime gelince; açıkcası dün büyük bir hevesle gitmeme ve bunca yazmama rağmen kesin bir kanaatim oluşmadı. Ne sevdim ne sevmedim dieyebilirim.  İzlenir mi izlenir, ama bundan bir kaç yıl sonra bayan hayranları dışında kimsenin aklında bir yer işgal etmez kanısındayım. Açıkcası Interview the Vampire filmi ve Anne Rice romanlarından sonra bu türe dair beklentilerim hep yüksek olacak gibi.

Son olarakta filme dair güzel bir galeri adresi vererek, ilk film tanıtımımı noktalıyorum; Twilight Galeri

3 Yanıt to “Alacakanlıkta aşk; Twilight”

  1. alacakaranlık Diyor:

    Aşkıııııııııııım. yerim ben onu yaaa. Edward’ım benim. hastayım ben ona en büyük hayranı benimmmmmm…….

  2. defne çiçekli Diyor:

    çok güzell herkez rolünü bence çok güzel oynamış en çok ta edward ve bella

  3. popüler Diyor:

    ben bu filmi izleyip tüm kitaplarını okudum bu kişi bazı yerleri atlamış.daha canlı bir film. aslında


Yorum Yapın